Ekolojik ev tasarımı ve sağlığımıza etkisi eğitimi 30 Eylül'de
Herbafarm Akademi'de...

Yalıkavak Gökçebel Dağları’ndaki Herbafarm Çiftliği’nde 10 yıldır doğal yaşamı deneyimleyen, Otacı Bitkisel Ürünler kurucularından Ecz. Meltem Kurtsan, yapı biyoloğu,  uluslararası ekolojik mimari tasarım ve uygulamaları olan, eds-a - ecological design solutions architecture ve Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi Enstitüsü kurucusu And Akman’ı konuk ediyor.

And Akman, 25 yıldır yapı biyolojisi ve ekolojisi üzerine sürdürdüğü uluslararası akademik ve mimari çalışmalarına Mimar Sinan Üniversitesinde aldığı eğitimle başladı. Eğitimini New York Üniversitesi (New York University), ardından da Alman Yapı Biyolojisi Enstitüsü’nde (Institut für Baubiologie + Ökologie) sürdürdü. Almanya’da bulunan Lichtblick Mimarlık Bürosunda 17 yıl süresince uluslararası ekolojik mimari proje ve yapı uygulamaları gerçekleştirdi. Türkiye'ye döndükten sonra eds-a mimarlık bürosunun kurucu ortağı olarak çalışmalarına devam etti.

2015 senesinde Herbafarm çiftliğinde ortağı Mehmet Şenol ile birlikte projelendirdiği bahçıvan ve uyku evleri Türkiye’deki ilk zehirsiz ev örnekleri arasındadır. Ayrıca 1992'de yapı biyoloğu diplomasını aldığından beri yapının insan ve çevre sağlığına etkileri üzerine 700'ün üzerinde analiz yaptı,  bu alanda makaleler yazmakta ve seminerlere katılmaktadır. http://www.herbafarm.com.tr/ekolojik-ev-tasarimi-ve-sagligimiza-etkisi/

ATÖLYENİN SUNDUKLARI:

•  Yerine ait mimarlık ve sürdürülebilirlik bilgisi
•  Yapıların sağlığımıza etkisi- yapı biyolojisi
•  Yapıların çevremize etkisi- yapı ekolojisi
•  Zehirsiz doğal yapı malzemeleri
•  Herbafarm çiftliği örnek evleri

•  Proje ve inşaat süreçlerinin tanıtımı
•  Yapıların yerinde incelenmesi

Yerine ait mimari tasarım atölyesi + 3, 1-8 Temmuz'da...

Yarı açık kreatif alan tasarımı ve uygulaması

Çoklukla “doğa”yı çağrıştıran açık alanlar ile “bina” diye tarif ettiğimiz kapalı alanları birleştirince ortaya çıkan mekanları "yarım açık alan" olarak adlandırıyoruz. Aynı zamanda “yarım kapalı alan” da diyebileceğimiz bu mekanlar bir ara çözüm gibi görünse de aslında yaşamımızın en ihtiyaç duyduğumuz ve kullandığımız mimari öğeleri arasındadırlar. Günlük kullanımda: Eyvan, hayat, çardak gibi tanımları olan bu alanlar, çok fonksiyonluluğu ve geçişkenliği ile bizleri geniş bir yaratıcılığa davet eder. Bu seneki çalışmamız, ada-art yerleşkesinde olan birçok atölyenin (resim, heykel, yoga, dans vb.) zeytinlik arazi içinde yapılmasını sağlayacak ‘YARIMALAN’ olarak tarif ettiğimiz alan düzenlemesi ve üst kaplamanın tasarımı ve uygulamasını kapsıyor. ‘Atölye boyunca yapı fiziği, mekaniği, işlevsellik, sürdürülebilir mimari, doğal yapı malzemelerinin kullanımı gibi konular ve uygulama detayları işlenecek.

ATÖLYENİN SUNDUKLARI:

•  İnsan ve çevre sağlığı odaklı mimari tasarım yaklaşımı
•  Uluslararası birikim ve örneklerin aktarımı
•  Yerinde değerlendirmelerle gerçek ihtiyaçların analizi
•  Yaratıcı mimari ifade
•  Mimari öğelerin form-işlevsellik ve malzeme uyumu
•  Uygulama detaylarının çözümlenmesi
•  Eğitmenlerle gün boyu sohbet ve paylaşımda bulunma imkanı

Öğretim yöntemi

Eğitim kurumlarında oluşturulan şablonun dışına çıkarak ifade özgürlüğü, araştırma, gözlem ve pratik birikimi destekleyen bir öğrenim süreci öngörülüyor. Bu doğrultuda, fikirlerin rahatça paylaşılararak farklı yaklaşım ve yöntemlerin gelişmesini teşvik eden etkileşim ve deneyimlerin oluşması amaçlanıyor.

Yerleşke

ada-art adanın güneyinde Gündoğdu Köyü'ne komşu olan sakin bir koyda bulunuyor. Proje alanι merkezini sahile yakın ve zeytinliklerle çevrili 100m2'lik çok amaçlı salon oluşturuyor. Bu salon, 2014 yılında kerpiç atölyesinde kerpiç ve ahşap ile hayat bulan misafir evi ve sahildeki bahçeli pansiyon çevresindeki doğa sanatsal çalışmalara uygun bir zemin oluşturuyor.

Yerine ait mimari tasarım atölyesi + 2 2016 yazında gerçekleşti...

Yerine ait mimari tasarım atölyesi+2, tekil bir öğe üzerinden tüme varmaya çalışıp, bu yoldan bütüncül bir kavrayışa yaklaşımı ele aldı. ‘DUVAR’ tekil öğesi üzerinden yürütülen atölye çalışması hem ada-art yerleşkesinin gerçek bir kurumsal ihtiyacı olarak fiziki bir tasarımı hem de Gündoğdu köyünü Marmara ilçesine bağlayan yol üzerinde kamusal bir çözüm el aldı.  Sosyal ve yapısal süreç tasarımının birlikte ele alındığı bu atölyede simgesel etkilerin yanında yapı fiziği, mekaniği, işlevsellik, yapı biyolojisi ve ekolojisi, sürdürülebilir yapı malzemeleri ile uygulama detayları gibi, mimarlığın bütününü oluşturan kavramlar tek bir öğe, yani DUVAR üzerinden çözümlendi.

Atölyenin ilk üç günü yapı biyolojisi ve ekolojisi yaklaşımını da dahil ederek geliştirilen kavramsal yaklaşımlar ve bunların uygulama skeçleri değerlendirildi.

ATÖLYENİN SUNDUKLARI:

•  İnsan ve çevre sağlığı odaklı mimari tasarım yaklaşımı
•  Uluslararası birikim ve örneklerin aktarımı
•  Yerinde değerlendirmelerle gerçek ihtiyaçların analizi
•  Yaratıcı mimari ifade
•  Mimari öğelerin form-işlevsellik ve malzeme uyumu
•  Uygulama detaylarının çözümlenmesi
•  Eğitmenlerle gün boyu sohbet ve paylaşımda bulunma imkanı

Öğretim yöntemi

Eğitim kurumlarında oluşturulan şablonun dışına çıkarak ifade özgürlüğü, araştırma, gözlem ve pratik birikimi destekleyen bir öğrenim süreci öngörülüyor. Bu doğrultuda, fikirlerin rahatça paylaşılararak farklı yaklaşım ve yöntemlerin gelişmesini teşvik eden etkileşim ve deneyimlerin oluşması amaçlanıyor.

Yerleşke

ada-art adanın güneyinde Gündoğdu Köyü'ne komşu olan sakin bir koyda bulunuyor. Proje alanι merkezini sahile yakın ve zeytinliklerle çevrili 100m2'lik çok amaçlı salon oluşturuyor. Bu salon, 2014 yılında kerpiç atölyesinde kerpiç ve ahşap ile hayat bulan misafir evi ve sahildeki bahçeli pansiyon çevresindeki doğa sanatsal çalışmalara uygun bir zemin oluşturuyor.

Eğitmenler: eds-a mimarlık'ın kurucuları And Akman ve Mehmet Şenol

Yerine ait mimari tasarım atölyesi + 1'de izlenimler...

Yerine ait mimari tasarım ve uygulama atölyesi +1 bu sene 27 Haziran 4 Temmuz arasında Marmara adası ada-art yerleşkesinde gerçekleşti. Atölyeye çoğunlukla mimarlık öğrencisi veya mimar olmakla birlikte farklı disiplinlerden de yapı biyolojisi ve ekolojisi alanına ilgi duyanlar katıldı.

Mimari müdahalenin doğaya olan etkilerinin hassas dengesi ve buna gereken bilgi ile duyarlılıkların keşfi üzerine yoğunlaşan atölye haftamız, birbirinden keyifli sohbetlere ev sahipliği yaptı. Her disiplinde olduğu gibi, mimarlıkta da yaratıcılığın temel koşulu “düşünce” özgürlüğüdür. Düşünce ise, özgürlüğünü ancak “ifade” özgürlüğü ile gösterebilir.  Dolayısı ile atölye çalışmamız, hem özgür düşünceyi zorlayan tasarımlar, hem de ifade şeklini özgür bırakan sunumlar ile zenginleşti. Bu bağlamda Gündoğdu köyünün yerel kalkınma potansiyellerini karşılayabilecek çeşitli “ortak alan” projeleri, köyün bunlara uygun farklı topoğrafyalarında çalışıldı. Atölye haftasına, ekolojik yerleşim olgusu, insan sağlığı odaklı mimarlık, topoğrafyaya tümevarım ya da tümdengelim ile bakış gibi altbaşlıklar ile, yaratıcılığımızı ortaya çıkartacak bir tasarım yolculuğu diyebiliriz.

Tasarım süreci: Atölyenin karşılama günü, Mehmet Şenol tarafından ada-art yerleşkesi içindeki kerpiç ve geri dönüşüm malzemelerle var edilen yapı, taş atölye mekanı ve zeytinlik alanı gezdirildi. Katılımcıların da kendilerini tanıtmalarıyla birlikte ne kadar farklı disiplin, ilgi ve uzmanlık alanlarının bir araya geldiği ortaya çıktı ki, bunun da bütün sürece olumlu bir yansıması oldu.

2. gün Mehmet Şenol kendi mimari deneyimini, ada-art yerleşkesi ile ilgili planları ve adanın yerel dokusu, gelişimi ve potansiyellerine dair bir sunum gerçekleştirdi. Ardından And Akman yapı biyolojisi ve ekolojisi çerçevesinde yapının insan sağlığına etkileri, ekolojik malzemeler,  yapı tasarımı ve uygulamalarının enerji etkinliğine katkıları konusunda kapsamlı bir sunum yaptı.

Bunları takiben katılımcılardan ada-art'ın da yakınında konumlandığı Gündoğdu köyü sınırlarında "yerine ait ortak alan" kurgulamaları istendi. Gündoğdu köyü gezisi ardından katılımcılar araştırmalarına ve spesifik projelerini geliştirmeye başladı. Bu yolculukta; yaratıcı etkinlik olan mimariyi özgün bir dil olarak kullanmaktan, hizmet alanı olarak projeyi özgün bir problem olarak işlemeye kadar genişledi çerçeve. Çıkan çalışmalarda da balıkçı barınağından misafir evine, tapınaktan oyun alanına, üretimhaneden köy ölçeğinde marinaya kadar farklı temalar topoğrafyadaki doğru yerlerinde tasarımlandı. Bu topoğrafyaların neden doğuya bakan kayalıklar, neden güneye açılımı olan bir sırt ya da neden batıya yönlenmiş bir yamaç olduğu gerekçelendirildi.

Haftanın ortasında, adanın topoğrafyası, tarihi ve yaşam koşullarının daha iyi kavranmasına yönelik birçok köyü ve Saray'lar mermer ocaklarını da içeren günlük gezi düzenlendi. Gündüz araştırma, geri bildirimler ve çizimlerle geçerken akşamları da film, video gösterimleri ve sohbetlerle ilerledi.  Uygulama süreci: Atölyenin bir yandan tasarım süreci devam ederken diğer yandan da hafta ortası itibarı ile uygulama çalışmaları başladı. Toprak yapı malzemelerinin günümüzdeki gelişmiş endüstriyel örnekleri ve geleneksel şekliyle kerpiç modellemeleri yapıldı. Bunun için önce toprak hammaddelerini killi toprak, kum, mermer tozu, bezir yağı ile farklı kıvamlarda karıştırarak zemin, sıva ve blok üretimine uygun ürünler hazırlandı. Bir gün bekletilen bu farklı çamur karışımları da önceden hazırlanmış kalıplara uygulandı. Böylelikle günümüzde gelişen tokmaklama yöntemi ile zemin, sıkıştırma yöntemi ile duvar, hazır sıva modellemeleri ile, analı kuzulu dediğimiz geleneksel kerpiç yapım yöntemi uygulanmış oldu.

Çıkarımlar: Atölye haftasının sonunda da proje sunumları gerçekleşti. Bilgisayar desteğinden sözlü anlatıma, çamur – saz – dal gibi malzemelerden işlenmiş maketlerden, çizili eskizlere kadar birbirinden çok farklı, ama her biri kişiye özgü ifade şekilleri ile aktarıldı çalışmalar. Her bir çalışma ‘düşünce derinliği’ ile forma dönüştüğü için, atölyeye katılan ve emek veren herkesin bakış açısını zenginleştirdi. Küreselleşmenin günümüz mimarisinde sebep olduğu tıkanmışlığa bir cevap olarak, yerine ait tasarlamanın gereklilikleri daha iyi anlaşılmış oldu.

Kırsalda mimari inovasyon örneği: Voralberg yapı kültürü

Çalışma ve etkinliklerini kendi yerel coğrafyalarına odaklayan Avusturya’nın Vorarlberg bölgesindeki ‘Voralberger Architektur Institut VAI’, kırsaldatopoğrafyası ve kültürü ile bütünleşik mimarlığın başarılı örneklerini temsil ve sergilemeye devam ediyor. Üyesi olduğumuz VAI enstitüsünün 08.11.2014 – 24.01.2015 tarihleri arasında gerçekleştirmekte olduğu interaktif ‘Unit Architektur’ sergisini, enstitünün yöneticisi Sn. Verena Konrad ile birlikte gezdik.

Çocukların mekan tanımları ve algıları üzerinden yetişkinlere yol göstermeyi konu edinen sergi, yörenin doğası ve kültüründen olsa gerek, gösterişin yerini mütevaziliğin aldığı ve derinliği sadelikte arayan tasarımlar ile dikkati çekiyor.Tavsiye ederiz…

Türkiye Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi Enstitüsü çalışmalarına başladı

Yapı Biyolojisi & Ekolojisi Enstitüsü çalışmalarına başladı Türkiye Yapı Biyolojisi ve Ekolojisi Enstitüsü - YBE Ocak 2015 itibariyle Alman Yapı Biyolojisi Enstitüsü'nün resmi partneri olarak çalışmalarına başladı.  YBE  yapısal ortamın insan ve çevre sağlığına etkileri ve gelişen çözümlere yönelik tarafsız ve bağımsız bir paylaşım ve uzmanlaşma platformudur.

YBE’nin ilgilendiği alanlar; sürdürülebilir mimarlıktan inovatif yapı malzemelerine, tıp, sosyoloji ve biyoteknolojilere kadar genişliyor. YBE, odağı doğrultusunda bu alanlar arasındaki ilişkileri kurarak bütüncül çözümlere ulaşılmasına katkı sağlamayı amaçlıyor.  Yapı biyolojisi ve ekolojisi hakkında daha fazla bilgi için: www.yapibiyolojisi.org 

YBE, bilimsel ve tarafsız bilgi paylaşımı, uzmanlaşma ve uygulamaların artmasına yönelik farkındalık faaliyetleri; eğitim, seminer, konferans ile danışmanlık ve analiz faaliyetlerini yürütür.  Faaliyetler hakkında daha fazla bilgi için: http://yapibiyolojisi.org/faaliyetler.html

Ekolojik mimarlık proje dersi 3. dönemine girdi

Selçuk Üniversitesi Mimarlık fakültesindeki "Adobe atölyesi" 3. döneminde 2015 stüdyo 6 gurubu ile ekolojik yapı malzemelerinin üretimine yönelik sanayi tesisleri üzerine çalışıyor.  Sarayönü belediyesi tarafından yapılması planlan ve buna ilişkin resmi sürecin de başlatıldığı organize sanayi bölgesi projesi bu bağlamda aynı zamanda bir mimari dönem projesi olarak ele alınmış oluyor. 

Yörenin çevre duyarlılığının bir yansıması olarak biraraya gelen Sarayönü belediyesi ile Adobe atölyesi, mimari dönem projesi olarak "ekolojik ve sağlıklı yapı malzemelerinin geliştirilmesine yönelik inovasyon merkezi" ile "bu yapı malzemelerinin üretileceği sanayi binalarını" tasarımlıyor.  Dönem sonunda tamamlanacak "enerji etkin, sürdürülebilir ve işçi sağlığını önceleyen" mimari projelerin yanında, öğrenciler aynı zamanda ülkemizde henüz daha gelişmemiş bu yapı malzemesi sektörünü de yakından tanımış ve bu alandaki dünya standartları ile üretimlerini öğrenmiş olacaklar.

Sarayönü, kültür çeşitliliği ve yerel potansiyellerine gösterdiği duyarlılık ile örnek oluyor

Sarayönü, kültür çeşitliliği ve yerel potansiyellerine gösterdiği duyarlılık ile örnek oluyor     24-26 ekim 2014 tarihleri arasında gerçekleşen ‘Uluslararası Sarayönü Sempozyumu’ kırsal kalkınmanın ancak bütünsel bir öngörü ve eğitim ile olabileceği üzerinde odaklandı. Türkiye’nin geçmişten gelen kültürel değerleriyle güncel kültürlerin  harmanlandığı bir kültür potası olması özelliğinin yanında, gelişmiş organik tarım bilinci ve eko-turizmine yönelmesi ile dikkati çeken Sarayönü, aynı zamanda başta kerpiç ile olmak üzere sürdürülebilir çağdaş mimarlığın da farkındalığında.    Bu bağlamda konuşmacı olarak yer aldığımız sempozyumda, kırsalda çağdaş mimarlık üzerinde durarak, özellikle toprak yapı malzemelerinin sürdürülebilir kalkınmaya nasıl yansıyabileceği üzerinden yerel yönetimler ile çalışmalara başladık…

Alman Yapı Biyolojisi Enstitüsü'nün yeni binası ile tanıştık

Alman yapı biyolojisi enstitüsü IBN ile yeni binalarında ki ilk toplantımızı  gerçekleştirdik ve aynı zamanda yapıyı inceledik.Çevre ve insan sağlığını önceleyen doğal yapı malzemeleri ile gerçekleştirilmiş bu örnek binanın farklılığını duyu organlarımız hemen hissediyor. Yapı, sade tasarımını gözlerimiz ile algılamanın ötesinde, özellikle koku ve ten   duyusunun refah algısı için taşıdığı önemi yansıtması bakımından son derece dikkat çekici detaylara sahip.  

Tasarımı ve yapısal detayları ile baştan zaten az enerji ile yetinen yapının kalan enerji ihtiyacı pellet ısıtma teknolojisi ile elde edilerek duvarlardan iklimlendiriliyor. Dış duvarlarda izolasyon tuğlası ve kokos elyafı ısı yalıtımı, iç duvarlar ise ahşap karkas ve kerpiç. Oda sıvaları toprak, ıslak mekan sıvaları ise kireç. Taban ve tavan döşemeleri ahşap kavelyalar ile birbirine geçme masif ahşap kirişlerden üretilmiş. Çatısı ise elektriğin üretildiği PV panelleri ile kaplı. Çatıdan toplanan su binanın gri su döngüsünü besliyor

Binanın bir önemli özelliği de sürekli biyoklimatik verilerin toplandığı bir ölçümleme altyapısına sahip olması. Mekanlara paylaştırılmış farklı ısıtma sistemleri ve bunların yarattığı toz değerlerinden, farklı aydınlatma sistemlerinden kaynaklanan elektrosmog yoğunluklarına kadar, birçok ölçümleme yapılıyor.Enstitü çalışanlarının kendilerini adeta denek olarak kullandıkları bu uzun sureli verilerin ise, yapı–insan sağlığı ilişkilerine yeni bilgiler kazandırması hedeflenmektedir…

Dünyanın ilk sosyal konutları: Fuggerei yerleşkesi

Dünyanın bilinen ilk sosyal yerleşkesi göz kamaştırıcılığından bugün de hala bir şey kaybetmemiş. Geçmişi 16. yüzyıla dayanan yerleşke Almanya’nın Augsburg şehrinde dönemin ünlü iş adamı Jakob Fugger’in vakfı tarafından gerçekleştirilmiş. Günümüzde hala sosyal konut olarak kullanılan yerleşkenin kuruluş amacı, kendi iradeleri dışında fakirleşen ya da fakir olan Augsburg sakinlerinin konut ihtiyacını karşılamak idi.

İnşası 1523 yılında tamamlanan yerleşke, içinde toplam 140 dairenin bulunduğu 67 ev, bir yönetim binası ve bir kiliseden oluşmaktadır. Daire başına yıllık kirası sembolik 0.88 Euro olan Fuggerei’da bu bedel ilk gününden günümüze kadar değişmemiş olup kiracılarına ömür boyu oturma hakkı tanınmaktadır.   Günümüzde ziyarete açık ve müze haline getirilmiş olan, 138 dairesinde sakinlerinin ikamet etmeye devam ettiği bu sosyal konutlarda geleneksel mimariden çok doğru ayrıntıları görebileceğimiz gibi, günümüz teknolojileri de başarılı bir detay işçiliği ile entegre edilmiş.

Selçuk Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Kerpiç Paneli & Sergisi

16 Mayıs'ta Konya Selçuk Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi tarafından düzenlenen ‘sürdürülebilir mimari tasarımda kerpiç malzeme kullanımı’ paneli ve ‘kerpiç mimarisini fark etmek’ konulu öğrenci proje sergisi, öğrencilerin dönem projelerini ‘çağdaş kerpiç mimarlık’ üzerine yapmış olmaları bakımından ülke çapında bir ilk’e imza attı. 

Panelin açılış konuşmalarında dekan Sn. Prof. Ahmet Alkan ve panelin organizasyonunu üstlenen Doç. Deniz Oktaç Beycan, kerpicin hem hak ettiği çağdaş yapı malzemeleri arasına hem de mimari tasarıma tekrar girebilmesi için  eğitimin gerekliliğine ve bu yolda fakültede başlatılan sürece değindiler. Ardından söz alan panelistlerden Sn. Doç. Nazım Koçu ‘sürdürülebilir yapı malzemesi bağlamında kerpiç uygulamalar ve sorunlar’, Sn. Doç. Ali Parsa Sn. Burhan Çiçek ile birlikte ‘çağdaş bir yapı malzemesi olarak kerpiç’ ve And Akman ise ‘uygarlık öğretisi olarak kerpiç’ konulu sunumlarını yaptılar. Panelin en önemli konuşmacıları ise hiç kuşkusuz dönem arkadaşları adına söz alan ve kerpiç üzerine geliştirdikleri başarılı çağdaş tasarımları bizlerle paylaşan Stüdyo 6 öğrencisi Sn. Esma Akbaş ve stüdyo 3 öğrencisi Sn. Mustafa Çekiç oldular.

Kırsalda sosyal kalkınmaya ve yerel ekonomiler yaratmaya yönelik arayışlara, yine kırsalda çağdaş mimari çözümler getirerek cevap vermeye çalışan öğrenciler bu bağlamda Sarayönü için kerpiç ile tasarımladıkları ‘halı atölyesi, misafir evi ve sosyal merkez’ projelerini sosyal boyutları ile birlikte sundular. Panele paralel gerçekleşen sergide ise yine tüm stüdyo 6 ve stüdyo 3 öğrencilerinin Sarayönü’nde yaptıkları rölöve çalışmalarını görmek mümkün oldu. Panelin sessiz ama dikkatli dinleyicileri arasında yer alan ve bu önemli eğitim sürecinin gerçekleşmesine sağladığı olanaklarla değer katan, kendi tabiriyle ‘çiftçi’ Sn. Hayrettin Demirpolat’a, tüm emeği geçenler adına ayrıca teşekkür ediyoruz.    

Bilgisizliğin bilgiye, uyanıklığın düşünceye tercih edildiği coğrafyalarda yöresellik ve yerel gelişme sekteye uğruyor. Yerine aitlik kayboluyor. Bu değerlerin korunmasında en önemli misyonlardan birisini yapısal çevremiz üstlenmektedir. En önemli misyoner ise gençliktir. Bu bağlamda panelden çıkan iki önemli sonuçtan birincisi: ‘toprak yapı malzemelerine ve Kerpiç’e bu bilinç ile bakmanın önemliliği’; ikincisi de: ‘öğrenciler ile aramızda ki farkın bilgi farkı değil, sadece zaman farkı olduğudur’.